SEVR ANLAŞMASI, İSTANBUL HÜKÜMETİ VE SULTAN VAHDETTİN
Bu mesele oldukça uzun yıllardır Türkiye’de kamuoyunda tartışılmakta olan bir konu olup Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele hareketine nasıl başladığı, Sultan Vahdettin’in gerek bu süreçte gerek de sonrasında Milli Mücadele sürerken Anadolu’da yürütülmekte olan bu harekete bakışı ve politikaları, İstanbul Hükümeti’nin Anadolu Hareketi ile ilişkisi belli başlı konulardır. Bunu tartışmak bir bakıma o sıralarda Türkiye’nin içinde bulunduğu Siyasal sürecin doğasını, taraflarını ve siyasal süreçteki gerçek konumlarını anlamak bakımından da faydalıdır.
Ne yazık ki ülkemizdeki hastalıklı bir zihniyet bütün mesaisini Atatürk ve O’nun Türkiye’yi çağdaşlaştıran reformları karşısına konumlandırdığından Milli Mücadele gibi apaçık bir zaferi ve bütün bir milletin gurur duyması gereken bir hareketi karalamaktan çekinmemektedirler. Bu karanlık zihniyet ülkemizi işgale girişen yabancılar kadar tehlikeli ve bazı noktalarda ondan daha bile tehlikelidir. Atatürk’ün yaptığı devrimlere itirazlarınız olabilir, tarihi bambaşka bir pencereden, bambaşka bir ideoloji ile yorumluyor olabilirsiniz. Kaldı ki bu sizin haklı olduğunuzu anlamına gelmez ama zaten ortada bir haklılık ya da haksızlık meselesi de söz konusu değildir. Çok açık bir biçimde şunu ifade etmek gerekir ki ben ve benim gibi düşünen insanlar bu sapkın ideolojiyi tutulanların tam olarak karşısındadır.
Bu sorunlu zihniyetin kimi temsilcileri Milli Mücadele’nin yapılmadığı, şehitliklerin sembolik olduğu hatta ve hatta Milli Mücadele’nin lideri konumunda olan Mustafa Kemal Atatürk’ün İngilizlerin bir maşası olmakla suçladığına dahi şahit olmaktayız. Bu millet bu kadar hezeyanı duymayı kesinlikle hak etmemektedir. Zira bu kadar saçmalığa muhatap olmak en iptidai toplumlarda bile bir noktada tepki gösterilmesi gereken bir durumdur.
Özellikle sosyal medyanın son zamanlarda hezeyanlara, ucuz demagojiye ve kolayca yalan söylemeye imkan sağlaması bu insanların bazen kimi mecralara ben buradayım demek adına ya da en aykırı söylemleri dile getirerek bir biçimde sosyal medyada görünür olmaya çalışmalarına şahit oluyoruz. Ne yazık ki bu yüksek teknolojinin getirdiği yüksek bir cehalet ya da yüksek bir kötü niyetle karşı karşıyayız.
Lafı uzatmadan biz meseleyi biraz da tarihsel düzlemle anlatacağız. Birinci Dünya Savaşı’nda devletimiz oldukça zor duruma düşmesinin ardından savaştan çekilmek zorunda kalmıştı. Burada özellikle devletimiz ifadesini kullanmaktayım ki bunun iyice anlaşılmasını istiyorum. Zira Osmanlı Devleti ve Türkiye iki ayrı devlet değildir her iki devlette Türk devletidir, devlet devam etmiştir ancak rejim değişmiştir olan budur. O devlet de bizimdi bu devlet de bizimdir. Bugün ne Türkiye’ye bakarak Osmanlı düşmanlığı yapılabilir ne de Osmanlı Devleti’ne bakarak Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlık sergilenebilir. Bu fikre sahip olan insanlar hastadır, üstelik hangi tarafta olurlarsa olsunlar. Osmanlı Devleti’ni karalayarak cumhuriyeti yüceltmek de yanlıştır. ama Osmanlı Devleti’ni yüceltip cumhuriyeti gölgelemek, Atatürk’ün devrimlerini gölgelemek de bir o kadar hatalıdır burada kimi kimle neyi neyle kıyasladığınızın öncelikle farkında olunuz.
Savaşta aldığımız ağır yeni ardından ülkemizde de bir hükümet değişikliği yaşandı ve bilindiği üzere İttihat Terakki’nin önde gelen liderleri ülkeden ayrıldı. Paris Barış Konferansı gerçekleştirildi ve burada doğrudan ülkemizi ilgilendiren bir dizi karar alındı. Bu kararların en başta geleni İzmir’in Yunanistan’a verilmesi ve Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni devletinin kurulmasıydı. Ancak İtilaflar ve özellikle de İngiltere doğuda kurulmak istenen Ermeni devletini Amerika Birleşik Devletleri’ne ihale etti ve hatta sınırları doğrudan doğruya Amerikan başkanının çizmesini istedi. Ancak Amerikalılar bölgede yaptıkları incelemelerin ardından böyle bir devletin hem yaşamaklığını hem de bu devletin Amerikan mandasında olmasını kendi açısından bir yük olarak değerlendirdi ki zaten Amerika’da kısa süre sonra tekrar geleneksel siyasetini yani yalnızlık politikasına döndü.
Şimdi bu noktada durup biraz düşünmek lazım. Biraz tarih bilgisi olan, biraz meseleleri hakkıyla yorumlamayı bilen insanlar herhalde Türkiye’nin o şartlarda içine düştüğü durumu normal bir durum olarak değerlendirmez. Bu ülkenin en önemli şehirlerinden bir tanesi Yunanistan’a verildi ve bu ülkenin doğusunda bir Ermeni devleti kurulması ile ilgili tasarılar gündeme geldi.
Şimdi hal böyleyken Milli Mücadele’nin yapılmadığını ya da bu insanların bu devletlerin Anadolu’dan kendi kendilerine sanki hiçbir şey olmamış gibi gittiklerini düşünmek en ilkel zihinler için bile soru işaretleri yaratan bir durum olmalıdır.
Çok kısa süre sonra Anadolu’da milli hareketin başlaması ve giderek güçlenmesi, buna karşılık İstanbul’daki hükümetin tüm siyasetini milli hareketin karşısına koyması unutulmaması gereken bir durumdur. Burada da İstanbul’daki bütün hükümetleri kastetmek mümkün değildir ancak özellikle Damat Ferit Paşa Hükümetini Tevfik Paşa, Ali Rıza Paşa ve Salih Paşa hükümetlerinden ayırmak gerekir. İtirafların Almanya meselesini halletmiş olmaları ve zaten İstanbul’da neredeyse her istediklerini yapan bir hükümet bulmuş olmaları onları bir barış anlaşması konusunda daha rahat hareket etmeye ya da bu konforu kullanmaya itti. Ancak şimdiki durumda Anadolu’da bir milli hareket gelişme göstermekte ve İstanbul hükümeti ülkedeki etkinliğini her geçen gün biraz daha yitirmektedi.
Durum buyken itiraf devletleri önce Londra’da sonra San Remo‘da iki konferans toplayarak Türkiye’de yapılacak anlaşmanın şartlarını belirlediler bu son derece ağır bir durumdur bizim için zafer anlaşması çok ağır hükümdar içermekteydi bu anlaşmaya göre sadece Karadeniz kıyısı olan orta Anadolu’ya hapsedilmiş, İstanbul’un bile elinde kalıp kalmayacağı net olmayan facia niteliğinde bir anlaşmayı türklere sunmuştur. Hatta İstanbul yönetimi bu anlaşmayı kabul etmekte tereddüt gösterince İngilizler her zamanki gibi Yunan kartını ileri sürmüşler ve Yunanlar önce Balıkesir’i ardından da Bursa’yı işgal ederek neredeyse İzmit’e kadar gelmişlerdi. Burada durup bir daha düşünmek gerekiyor Milli Mücadeleyi inkar eden, bu hareketi küçümseyen bu karanlık bu art niyetli zihniyet İzmir’in, Aydın’ın, Manisa’nın, Bursa’nın, Balıkesir’in, Eskişehir’in işgal edildiğini bilmiyor mu? Elbette biliyor ama ideolojik körlük o derecelere gelmiş ki neredeyse kendi milletinin zaferinden utanır hale gelmişler.
Sevr Anlaşması nihayetinde uygulanmadı; ancak burada dikkat edilmesi gereken bir şey var. Neden uygulanmadı? Yani itiraf devletleri bu derece şartlar ileri sürüp bu kadar konferanslar toplayıp bu kadar çatışmaları göze alıp da sonra kendiliklerinden mi vazgeçtiler? Böyle bir argümana tutunmak olsa olsa millete açık bir düşmanlık ve açık bir nankörlüğün sonucudur. Bu anlaşmanın uygulanmamasını İstanbul’da bir meclisin olmamasına ve bunun onaylamamasına bağlamak abesle iştigalden başka bir şey değildir. Saltanat Şurası da anlaşmayı kabul etmiştir. Bunu özellikle söylemek, gerekir anlaşmayı kabul etmiştir. Burada milletinin yürüttüğü milli mücadeleyi reddeden onu boşa çıkarmak isteyen, milletin yaptığı büyük fedakarlığı desteklemekten ise adeta onun altını oyan bir girişimle karşı karşıyayız. Bunu unutmamak gerekir Sevr Anlaşması bu ülkede kabul edilmişti. Ancak uygulanmadı. Uygulanmamasının sebebi de İstanbul’daki hükümetin başarısı ya da itilafların iyi niyeti değildir doğrudan doğruya Anadolu’daki milli hareketin kazanılmasıdır. Geçenlerde sosyal medyada bir zavallının nasıl oluyor da İngilizler İstanbul’da tek bir kurşun atmadan burayı terk ettiler dediğine şahit oldum hiç mi tarih bilmiyorsun hiç mi okumuyorsun İngilizlerin en başından beri Yunanları Anadolu’da neden kullandığını hiç mi bilmiyorsun bu sırada İngiltere kamuoyunda nelerin tartışıldığını savaşın İngiltere’ye getirdiği yükü hatta İngiltere’de daha aklı başında olan insanların bile Böyle bir anlaşmanın Türkiye’de uygulanmasının mümkün olmadığını soyledigini bunları hiç mi okumadınız. Koca bir milleti karşısına alarak İstanbul’da tutunabilmek makul müydü ya da aksi bir durum söz konusuyken İngilizler İstanbul gibi bir şehri alıp da neden burayı terk etmiş olsunlar? Neden Sevr anlaşmasından Lozan‘a geçmiş olsunlar. Herhalde bugün herkes Türkiye’nin nihayetinde bir mandaya dönüşmediğini biliyor. Kaldı ki İngilizler dahil Lozanı kendi tarihleri açısından bir hezimet olarak görüyor. İngiliz’in bile utanç duyduğu bir anlasmayı, İngilizlerin bile takdir ederek Türk tarafından övgüyle bahsettiği bir süreci nasıl olurda bir Türk karalamaya kalkar. Bunun tek bir cevabı vardır. Ancak kötü niyet, ancak ideolojik körlük ve bunun da ötesinde kendi milletine yaptığı açıkça bir düşmanlık. Bunu tekrar tekrar söylemekten sakınca duymuyorum Atatürk’ü eleştirebilirsiniz devrimleri eleştirebilirsiniz ama tarihi çarpıtarak kendi ideolojik safsatalarınızı tarihi yerine koyarak koca bir milli mücadeleyi karalamak hiçbirinizin haddine değildir.
İsmet TUNCER
